22 Şubat 2009 Pazar

Yüklerin Evrimi

...

bir kılıf gerekli bize,

kılığını değiştircek bir kılıf
öyle ki kapkaranlık olsun
düşlediğine dokun-abil
hepsi bir gibi gelse de...
gelmeyecek.
hepsi bir değil.
hayıflandıkça artacak
buruşmuş kamburunda
yüklü bir çuval
sırtlasan da dünyayı
dibe çökmeyecek
zeytinyağı özlü geçmiş
kökünü kurutmadan
yürüyemeyeceksin
kazı kafanın oyuğunu
boşluk düşsün omzuna
öylesine rahatla-yabil
bir de kılıf gerekli bize,
ellerin kirlenecek...

...

Uçkuru Bozuk Sesler

Uykulu sevişmeler yaşıyorsunuz bazı geceler. Ve uyku kokulu çarşaflarınızın bir köşesinde sigara yanığı. Tek bir yastığa sığdırılmış muntazam yüzler. Aslında kafası güzel sevişmelerinizin. Çarşafın hepsini üzerine çeken kim anlamıyorsunuz. Kıçınız açıkta kalmış, kalmamış... kimin umrunda? Aydınlığa dek süren bir senfoni oluyor üşümeleriniz. Sevişmelerin sıcak teri sadakatten yoksun. Bir gözünüzde perde aralığındaki gökyüzü. Göz kapaklarınızda parkinson. Kalkıp bir sigara yakmak, en iyisi...

İlerideki yamaçların ardından bir melodi yükseliyor sanki. Huzur ve huzursuzluk... Kulak kabartıyorsunuz gece boyu. Serin bir esintinin eğreti ıslığı yalıyor sol omzunuzu. Derken düşüveriyorsunuz uykunun en dibine... Yüreğinize de bir voltaj düşürücü gerek şimdi. Birileri fısıldıyor kulaklarınıza, düşlemeye bile tahammül edemediğiniz arkaik sözcükleri. Nereden çıktı demek en büyük yanılgıyken... diyemiyorsunuz... Siz olmasanız da o hep orada...
...

gardın düşmüşken belirir silüeti,
ki yoktur onun bile gücü
itelemeye uğursuz düşleri
çift kişiliktir gölgedeki replikler
o söyler, sen dinlersin
sen söylersin, o dinler...

...
..

.


Karanlığı Bekle


ruhlar geçerken kadınlığından
bilinmeyen bir coğrafya dile
belki terkedilmiş
göğsünü inletmesi için
köhne bir kuytu
sığınmak için kendine
henüz ağlanmamış bir gece
zift kokulu bir yol;
keşfedilmemiş
eskimeyen gölgeleriyle
yaşanmamış bir yalnızlık bul
her kalabalığında bedeninin
sırrına ortak et
bütün karanlıkları
çığlığını dök yastığına
heceler kirletsin dudaklarını
yalan bakirliğine söv ömrünün
parçala usundaki aynaları
avuçlarında pas lekeleriyle
titreyen o kutsal bedenleri göm
şehrin yitikliğine sığdıramadan
yüreğini ve bedenini
yenik düşerken sen bile
toplayıp tüm sevişmelerini
bir karanlık dile
örtmesi için kadınlığını...

...

Kadın / Erkek ve Yanılsamalar Üzerine

Çoğu kişiye mutlak mutluluğu yakalamanın açılımını sorduğunuzda muhtemelen benzer yanıtları alırsınız. Genellikle bu aşk - bağlılık - evlilik üçlemesi formunda çok genel-geçer bir istatistik yaratabilir. Ancak gerçek anlamda bunu kimse istemez. Çünkü insan ırkı o kadar da mükemmel değildir ki doğasına aykırı bir şekilde kusursuz ve ebedi mutluluğu layıkıyla taşımayı göğüsleyebilsin.

- Yaşamınızı nasıl istersiniz?

- Biraz acılı lütfen.

Duygusal ve davranışsal zıtlıkları başarıyla bünyesinde taşıyabilen insan organizması "mükemmel"e pek de alışkın değildir. Mükemmellik tek yönlü bir olguyu barındırırken tüm teraziler iki kefelidir ve kimse bunu görmezden gelemez. Bu noktada iyinin ve kötünün birbirinden ayrılamayacak kavramlar olduğu gerçeği belirir. Çünkü eşitsizliğin söz konusu olduğu yerde güvensizlik, korku ve inanç sekmelerinin yaşanması kuvvetle muhtemel görünür. Mükemmel olan sadece iyidir ve insan sadece iyi olana sahip olmakla yetinecek kadar tamahkar değildir elbette. Eğer süregelen bir devinim varsa bu kuşkusuz Ying-Yang dengesinin bir sonucudur. Keşfetmekten usanmayan insan, erişebildiği her duyguyu tüm yönleriyle yaşamak isteyecektir.

- Bu kapı nereye açılıyor?

- Kestirmesi olmayan bir yola.

Yaşamın baskın temalarından aşkı da çift yönlü yaşamaktan keyif alırsınız. Mükemmel aşk dediğiniz muhtemelen mayası bozuk bir kek tadı bırakır damağınızda. Mücadelesiz ve basit elde edilmiş bir zafer gibi görünecektir. O, aslında olanaksızı ister, tutkuyla beslenir. Her zaman itaatkar ve uysal bir erkek, sevilmeye hazır bir kadını bile teslim ettirmeye yetmeyecektir. Kendini tüm benliğiyle size sunan bir aşık, ilginizi çekmeyebilir. Çünkü karşınıza çıkan bu mükemmel gibi görünen varlığın sizi doyurmayacağını bilirsiniz. Dostluk ve aşk arasındaki kalın kırmızı çizgiyi tam buraya yerleştirebilirsiniz. Aşk, statik olmanın çok ötesinde, hiperaktif bir hadisedir. Zırh ve kılıçlarını kuşanmış iki savaşçı aşıktan başka daha heyecan verici ne olabilir ki? Zaten aşk, kötülerin işi değil midir?

- İyi aşık yok mudur?

- İyi "aşk" yoktur.

Bu noktadan bakıldığında aşkın, acıya odaklı hastalıklı bir zaaf gibi görünmesi pek tabiidir. Sorunsuz bir ilişki, sorunlu bir ilişkiden daha sancısız olacağından her an son bulması da an meselesi olacaktır. Gerçek olamayacak kadar mükemmel görünen aşkınız sizi ürkütecek ve görünmezlik hırkanızı sırtınıza alıp dönüp gidebileceksiniz. Çünkü zafer kadehini keyifle kaldırabilmek için ateşalanının tam ortasına cesaretle dalmış olmanız gerekir. Aşk, adrenalin bağımlılığıdır!

...