25 Nisan 2012 Çarşamba

Döngü

bir akşam boşluğunda süzülen
yarı ağlak yarı suskun bir bilmece.
çaresizliğin adı olan insan doğası,
tüm seslere ve düşlere;
körleşiyor...
bir el uzandığı anda buz kesiliyor
detayların detaysızlıklarında.
göz açıp kapama mesafesinde
hiçbir şey olmuyor.
tüm anlayışlar kulak arkasında
bu kadar zor olmalı mıydı?

ve nihayet
ötelenmekten bıkmış sabırsız zaman
duruyor...

peki ya şimdi?
yoksa sonra mıydı...

Denize ve Sessizliğe

boktan bir gün için tek ihtiyacın
tuşlarına hızla bastığın harflerin arasında
içini denize ve sessizliğe fırlatan
bir sabah kararsızlığı
veyahut
kararsızlığın sabahında gelen yırtılış
birden çok parçanın kımıldanmasıyla
seni çırılçıplak kılan bir beyin yanılgısı
odanın tüm duvarlarını incelemekle
veya arşınlamakla mesafeleri
olacak iş değil
sözün bittiği değil çenesinin düştüğü yer
kaçışına içtiğin her yudumda
ve çektiğin her dumanın dalgasında
tekerrür bağımlılığı altın tepsili bir meze.
ezberlenmiş acıların miadı dolduğunda
yeni düşüncelerin kaçınılmaz korkusu
arzı endam eden bir fahişe
içini denize ve sessizliğe fırlatan
her yanlış, bir duyguyu götürürken
iyi ve kötü, hacim değiştiren bir köpek
sözler,
sözler,
ve sözler.
artık ziyanı yok
gölge olmasın yeter...