26 Eylül 2010 Pazar

Bu Vakitler Hırçın

susacak oluşum ve tüm bağırmalarım
sırtıma batıp gömüldü.
sobelendik, dedi. suratımda avuçlarım.
bu aşk kaç yüzlüydü?
.
.
.

Ölüsevici

yiyip bitiriyoruz aylak bir oburlukla
önümüze düşen yaşam kırıntılarını
üzerine bir de tatlı isteyince
bir bardak soğuk suya talim ediyoruz.
.
.
.

Patenti Alınamayan Teori

göğüs boşluğumdan
çıkmaz sanırdım can'ım

bir ki üç -bak

ayaklarım gittikçe
arkamdan uzandı kollarım

bir ki üç -tut

tükürdüğüm piçin yüzünü
binlerce kez gizli öptüm

bir ki üç -sev

böyle şey görülmedi, olacak
tüm zamanları o an yaktım
uygun adım ileri.

bir ki -hiç-
.
.
.

24 Eylül 2010 Cuma

Ucu Bucağı Yok Bu Teranenin

içkinin muhabbet mezesi olduğu bir gecede
                           - sağımda otur isterim birazcık
dirseğine dokunsun dirseğimin ucu
çarpışsın dizlerimiz ara sıra

masadaki çakmağa uzanan
parmak ucun sıyırsın elimi azıcık
                                  - pardon derken
özrüne kayıtsız kalmak isterim
boğazım kahkaha kusarken

ve ayaklarımızın kilometreler ezen tozları
birbirine karışsın isterim,
yer altımızda yok gibiyken
                                     
rüzgar estiğinde saçım dolansın boynuna
                                - benim yerime

kulağıma fısıldayarak biraz saçmala isterim
gülmem ya da ağlamam farketmez

bir de gözünü isterim
                                - sadece tek bir gözünü, evet
birini kırpsan bile alışkanlıkla
öteki sadece beni görsün isterim

                                 - hepsi bu
gözün gönlüme değdi mi
gerisini bilirsin işte
bir masa dolusu zevzeklik.

                                  - şerefe.

.
.
.

23 Eylül 2010 Perşembe

Fiili Gelecek Zaman

siyah bir çukurdan uzanan sesim ardılsız
yüzüm gölge buğusu
yanılgıyla düştü sandığım gardım saklanmış
birine bakıp çıkacağım

kör ben isem
ipi kim çekiyor

dudağımda aşk bulaşığı belli belirsiz bir telaş
tırmandığım her sırtta
piç bir yeni-lgi
dizlerimin altında terli çamur
saçlarımın arasına sıkışmış bir düşünce balonu
bağırmak istiyor
volta atıyorken kentin mahremiyeti kasıklarımda
kaşkol altı öpüşlere küfreden çenem titrek
birini alıp kaçacağım

yol yok ise
yürüdüğüm ne

yüzde yüz koton kaplı sahtelik
örtüyor yarıklarla çentik atılan etin yavanlığını
iyi ve kötü
kabuğu soyulmadan tüketilen bir hiç
kollarımın uzandığı mesafede tutarsız bir sıcak
vitamini kıçımıza kaçmış alışkanlıklar
kımıldatması zor kadim bir sandık gibi duruyor
yerlerde şehvet
öz-ümün ayaklarında

adımı unutacaksanız bir an
birini çalıp çıkacağım

bu delik
yaşanacak gibi değil.

.
.
.