8 Mayıs 2011 Pazar

Bir Eksik Bir Fazla


dökülüyorum ve düşüyor yüzüm
kuru ve çelimsiz kelimelerle
çekiştirilen ipler kopuyorsa
eksiği sayılamaz düğümün
statik bir yer değil
cisimsiz bir seyahat kabini
o harfler var ya hani
içinde kanın en hızlı aktığı
hızlanarak vuruyor yüzüme
burası bir düş bulutu olmalı
düş-tükçe kör-eliyorum
bu aralar şanslı sayılırım
kestirmeden dönüyorum
.
.

17 Nisan 2011 Pazar

Büyük Mücadelenin Küçük Neferleri

birden soyuluyorum,
kabuğumun altında,
deri ötesi renksizliğim,
günışığında saydam.
beynimde kan,
yüzümde karmaşa.
ruh göçü çocuğuyum,
içim yalın; dışım savaş.
.
.
.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Fikrin Ağırlığında

bu boğumun zanlısı
aniden kaçan nefesim
inip kalkan göğsümün
görünmeyen çeperinde 
tekinsiz bir düşünce
kaçınılmaz zaferim
daha çok tortu bırak
ağız dolusu çürüğüm
daha da yığıl üstüme
düzinelerce ölüyüm
.
.

Mutasyon

kötü bir rivayetle başlar dürtü
dişlerin sıkıldığı anın içinde
peşi sıra sayıklanan görüntüler
uykusuzluk cilası sigarasına sıkışır
tüm sloganların arsız aymazlığı
kulağı çınlatan bir kavramsızlık
rüya kirliliğinde gerçek dışı
kıvamı tutturulamamış yaşam üniteleri
değişkenlik vurkaçında çakılı
henüz çizilmemiş bir haritanın
adı olmayan ıssızlıklarını düşler
ırzına geçilmemiş yeni dünya bekareti
ortak kurguların en büyüğü
salyaların bereketinde
kendini yiyip bitiren adamın
bitmek bilmeyen açgözlülüğü...
.
.

11 Mart 2011 Cuma

Ütopya Egzersizleri

bakın, 
ben geldim 
vücutsuz ve vakur
zamanın olmadığı bir yerden
coşkuyla kucaklanmak için
soyundum etimden
ağaç dallarına boyadım kollarımı
bir takım benliklerimi yüzdürüp
uzak bir kıyıya taşıdım
hüzünlü bir ressamın düşlediği.
sislerin uzayan örtüsüne üfledim
kurtardım özümü bulanıklığından
yüzünüzün çizgilerini koklayıp
durdurmak için savaşı
kendi olamayanlara öfkemden
ben oldum.
dünyayı karşıma alabileceğim
mutlu gülüşler uğruna
sıyrıldım insan acziyetinden
kısalttım yolları
ben geldim, bakın
gök ve toprak gibi
kararlı.
.
.

Mağlubiyet Panayırı

dondurulmuş sinirleri hücremin
patlamaya hazır bir kutu
organik ağrılarla bezedim onu
üstelik bir deliği bile var kopkoyu
karası gözlerimi alan yavanlıkta
her yırtılışın özrü ve cezası orada
sözcüklere inanmayan adamın
sözcüklerle dansı gibi
ışığın parçalarından elbisesi
labirentinde keskin dönemeçleri
fütursuzca okşadım onu
ağzı ile boynu arasındaki mesafede
aşıklı kokular besledim
kurdelesi çengel boğazında
ödülüyle intihara meyilli 
kanamalı hasta telaşı
düşürsün diye küfesini omzundan
dilimi terbiye edip yaladım
yarasını saracak bandım yokken
kapaklandım üzerine 
korunaklı bir başka deliğin rahmi
midemin altındaki bir tortu
sıkıştığım nefes boğumunda bir ara
iki karartıdan yansıyan utançla
belime inen baltanın yanlış aksi
kelimeler ve acılar yönsüz 
kıpırtısızlığımın ekseninde zehri
bileyip dişlerimi ısırdım dudağımı
duyunun evrimiyle çınladı suskunluk
dileğimi yuttum
ağlayan ben değil
dudağımdı...
.
.

8 Mart 2011 Salı

Kötü Saatte Olmasınlar

saçına dolanmış bir köprü ayağı
tutuyorsan öfkeni tükürüğünde
tuzu acıtan bir umman olur.
eti kemiğine geçmiş bir yaranın
yeni isimleriyle tanışma vaktidir.
içinde bulunduğun değil
dışında boğulduğun bu küfrün
son durağı gözündür.
seslerden izole saydam bir fanus
temennilerinin en samimi olanı.
büyür... 
büyür yine de kırgınlık;
nankör olmayan tek bağımlılığın.
kendine batırdığın her çuvaldızın
ucundaki zehrin özü dudağında
çatlak ve ıslaksın 
tuttuğun dileğin tutarsızlığı kadar.
gördüğün düşten ziyade
yarım bir insansın
dünya, boş umut satar.
.
.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Çok Yanlış Hiç Doğru

düşünürüm bazen toprağımı
ölülerimi
tırnaklarımın arasındaki etler
delillerim
çırılçıplak bir hedefim

düşünürüm bazen kirlerimi
suyla çıksaydı tarihin izi
veyahut hiç bulaşmamış olsaydı
ellerimize tozları
kalır mıydık bizbize
yüzümüze yağar mıydı
bir avuç gülümseme

düşünürüm bazen olmayanı
ve hiç olmayacak olanı
ismimi karalayıp
yeniden yazarım
baştan biraz fazla
sondan biraz eksik

düşünürüm bazen toprağımı
ölülerimi
tırnaklarımın arasındaki etler
delillerim
çırılçıplak bir hedefim

vurulur
vurulur
düşerim
.
.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Zaman Geriye Akar

gerçeği eledikçe eleğim
değişir günün rengi
aslında güneş doğsun isterim
istemekten vazgeçmediğim zamanlar
içerimde bir çatlak
yarım yamalak bir dudağa
veya kör bir duvara ait
ikisi de bir nasılsa
acı; akmasa da damlar
tek kişilik bir hücredeki
adam asmaca
çıldırmamak işten değil
yere düşen yankıları dinlerken
zaman geriye akar...

aşk sadece profesyonel bir orospu
nankörlük akar kasıklarından
bedelini ödemezsen  ölecek hastalığı
tersini seçemediğin için
ölmeyecek bak gördün mü
ince ve keskin bir sızı
çatlağımın eşanlamlısı
hatırlamak için günde bir doz
kağıt kesiği acısına müptelayım
dizlerimin ağrısı yağmurdan değil
ağlayacağım besbelli
aslında içten gülmek isterim
istemekten vazgeçmediğim zamanlar

nasıl kaybettik ki bunları?
şimdi kaseti başa sarsam
başka bir şarkı çalar mı?
.
.