bugün ve hatta bugünlerde, hiç olmadığım kadar... yok yok, belki de çoğu zaman olduğu kadar, veya her
zamanki kadar, ya da şimdiki gibi yoğun olduğu zamanlar kadar "huzursuzum". belki biraz da huysuzlanıyor olabilirim de; havalardandır, geçer diyorum. geçmiyor...
kendi içimdeki çizgilerin uzandığı uçlar bile kesişemiyor nasıl bir hikmetse. yapısal bir hata mı, yoksa ruhumdaki bu delik sonradan mı varoldu bilemiyorum. hani "tse" damgam olsa, fabrikasyon hatasıdır, der geçerim. öyle böyle değil yani, o derece çektim elim eteğimi kendimden. büyük kayıptır bu, dikkatimden kaçmıyor.
tüm kaoslar kozmoslarını yitirmiş bir kere. her şey koskoca bir bilinmez. ve biz, lanetli ırk, yani insanlar; acziyetimizin en dibine gömülüyoruz...
bunun istatistiksel bir analitiği olmalı:
kaç kişi tekil?
kaç kişi çoğul?
tekiller zaman zaman biraraya geldiğinde kararlı bir çoğul oluştururlar mı?
yoksa istikrarlı bir yalnızlık hadisesi mi genel geçerde?
kendi içimizdeki boşluğu doldurma konusunda eksik kalıyor yetiler. o halde, insan denilen ırk mükemmel değile çıkıyor sonuç. tüm bu hastalıklı inanç sekmelerinden mütevellit, beynimi bilime adıyorum artık. evet, ihtiyaç budur çünkü. en azından tek bilinmeyenleri basit denklemler yerine çok bilinmeyenli yarmış denklemlerle muhattab olurum. kainat dediğin, koskoca bir alamet değil mi? belki kara deliğe varmadan bilmem kaçıncı yıldız kümesinin, kimsenin bilmediği bir açılımında bulabiliriz cevapları.
bilimadamlarına itimadım sonsuz. arasıra su serpiyorlar zaten yüreğime. bazen ben de diyorum ki hani;
kendi öz yalnızlığımızın aksine, evrende de yalnız değilmişiz en azından...
en azından...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder