25 Nisan 2012 Çarşamba

Döngü

bir akşam boşluğunda süzülen
yarı ağlak yarı suskun bir bilmece.
çaresizliğin adı olan insan doğası,
tüm seslere ve düşlere;
körleşiyor...
bir el uzandığı anda buz kesiliyor
detayların detaysızlıklarında.
göz açıp kapama mesafesinde
hiçbir şey olmuyor.
tüm anlayışlar kulak arkasında
bu kadar zor olmalı mıydı?

ve nihayet
ötelenmekten bıkmış sabırsız zaman
duruyor...

peki ya şimdi?
yoksa sonra mıydı...

Denize ve Sessizliğe

boktan bir gün için tek ihtiyacın
tuşlarına hızla bastığın harflerin arasında
içini denize ve sessizliğe fırlatan
bir sabah kararsızlığı
veyahut
kararsızlığın sabahında gelen yırtılış
birden çok parçanın kımıldanmasıyla
seni çırılçıplak kılan bir beyin yanılgısı
odanın tüm duvarlarını incelemekle
veya arşınlamakla mesafeleri
olacak iş değil
sözün bittiği değil çenesinin düştüğü yer
kaçışına içtiğin her yudumda
ve çektiğin her dumanın dalgasında
tekerrür bağımlılığı altın tepsili bir meze.
ezberlenmiş acıların miadı dolduğunda
yeni düşüncelerin kaçınılmaz korkusu
arzı endam eden bir fahişe
içini denize ve sessizliğe fırlatan
her yanlış, bir duyguyu götürürken
iyi ve kötü, hacim değiştiren bir köpek
sözler,
sözler,
ve sözler.
artık ziyanı yok
gölge olmasın yeter...

8 Mayıs 2011 Pazar

Bir Eksik Bir Fazla


dökülüyorum ve düşüyor yüzüm
kuru ve çelimsiz kelimelerle
çekiştirilen ipler kopuyorsa
eksiği sayılamaz düğümün
statik bir yer değil
cisimsiz bir seyahat kabini
o harfler var ya hani
içinde kanın en hızlı aktığı
hızlanarak vuruyor yüzüme
burası bir düş bulutu olmalı
düş-tükçe kör-eliyorum
bu aralar şanslı sayılırım
kestirmeden dönüyorum
.
.

17 Nisan 2011 Pazar

Büyük Mücadelenin Küçük Neferleri

birden soyuluyorum,
kabuğumun altında,
deri ötesi renksizliğim,
günışığında saydam.
beynimde kan,
yüzümde karmaşa.
ruh göçü çocuğuyum,
içim yalın; dışım savaş.
.
.
.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Fikrin Ağırlığında

bu boğumun zanlısı
aniden kaçan nefesim
inip kalkan göğsümün
görünmeyen çeperinde 
tekinsiz bir düşünce
kaçınılmaz zaferim
daha çok tortu bırak
ağız dolusu çürüğüm
daha da yığıl üstüme
düzinelerce ölüyüm
.
.

Mutasyon

kötü bir rivayetle başlar dürtü
dişlerin sıkıldığı anın içinde
peşi sıra sayıklanan görüntüler
uykusuzluk cilası sigarasına sıkışır
tüm sloganların arsız aymazlığı
kulağı çınlatan bir kavramsızlık
rüya kirliliğinde gerçek dışı
kıvamı tutturulamamış yaşam üniteleri
değişkenlik vurkaçında çakılı
henüz çizilmemiş bir haritanın
adı olmayan ıssızlıklarını düşler
ırzına geçilmemiş yeni dünya bekareti
ortak kurguların en büyüğü
salyaların bereketinde
kendini yiyip bitiren adamın
bitmek bilmeyen açgözlülüğü...
.
.

11 Mart 2011 Cuma

Ütopya Egzersizleri

bakın, 
ben geldim 
vücutsuz ve vakur
zamanın olmadığı bir yerden
coşkuyla kucaklanmak için
soyundum etimden
ağaç dallarına boyadım kollarımı
bir takım benliklerimi yüzdürüp
uzak bir kıyıya taşıdım
hüzünlü bir ressamın düşlediği.
sislerin uzayan örtüsüne üfledim
kurtardım özümü bulanıklığından
yüzünüzün çizgilerini koklayıp
durdurmak için savaşı
kendi olamayanlara öfkemden
ben oldum.
dünyayı karşıma alabileceğim
mutlu gülüşler uğruna
sıyrıldım insan acziyetinden
kısalttım yolları
ben geldim, bakın
gök ve toprak gibi
kararlı.
.
.

Mağlubiyet Panayırı

dondurulmuş sinirleri hücremin
patlamaya hazır bir kutu
organik ağrılarla bezedim onu
üstelik bir deliği bile var kopkoyu
karası gözlerimi alan yavanlıkta
her yırtılışın özrü ve cezası orada
sözcüklere inanmayan adamın
sözcüklerle dansı gibi
ışığın parçalarından elbisesi
labirentinde keskin dönemeçleri
fütursuzca okşadım onu
ağzı ile boynu arasındaki mesafede
aşıklı kokular besledim
kurdelesi çengel boğazında
ödülüyle intihara meyilli 
kanamalı hasta telaşı
düşürsün diye küfesini omzundan
dilimi terbiye edip yaladım
yarasını saracak bandım yokken
kapaklandım üzerine 
korunaklı bir başka deliğin rahmi
midemin altındaki bir tortu
sıkıştığım nefes boğumunda bir ara
iki karartıdan yansıyan utançla
belime inen baltanın yanlış aksi
kelimeler ve acılar yönsüz 
kıpırtısızlığımın ekseninde zehri
bileyip dişlerimi ısırdım dudağımı
duyunun evrimiyle çınladı suskunluk
dileğimi yuttum
ağlayan ben değil
dudağımdı...
.
.

8 Mart 2011 Salı

Kötü Saatte Olmasınlar

saçına dolanmış bir köprü ayağı
tutuyorsan öfkeni tükürüğünde
tuzu acıtan bir umman olur.
eti kemiğine geçmiş bir yaranın
yeni isimleriyle tanışma vaktidir.
içinde bulunduğun değil
dışında boğulduğun bu küfrün
son durağı gözündür.
seslerden izole saydam bir fanus
temennilerinin en samimi olanı.
büyür... 
büyür yine de kırgınlık;
nankör olmayan tek bağımlılığın.
kendine batırdığın her çuvaldızın
ucundaki zehrin özü dudağında
çatlak ve ıslaksın 
tuttuğun dileğin tutarsızlığı kadar.
gördüğün düşten ziyade
yarım bir insansın
dünya, boş umut satar.
.
.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Çok Yanlış Hiç Doğru

düşünürüm bazen toprağımı
ölülerimi
tırnaklarımın arasındaki etler
delillerim
çırılçıplak bir hedefim

düşünürüm bazen kirlerimi
suyla çıksaydı tarihin izi
veyahut hiç bulaşmamış olsaydı
ellerimize tozları
kalır mıydık bizbize
yüzümüze yağar mıydı
bir avuç gülümseme

düşünürüm bazen olmayanı
ve hiç olmayacak olanı
ismimi karalayıp
yeniden yazarım
baştan biraz fazla
sondan biraz eksik

düşünürüm bazen toprağımı
ölülerimi
tırnaklarımın arasındaki etler
delillerim
çırılçıplak bir hedefim

vurulur
vurulur
düşerim
.
.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Zaman Geriye Akar

gerçeği eledikçe eleğim
değişir günün rengi
aslında güneş doğsun isterim
istemekten vazgeçmediğim zamanlar
içerimde bir çatlak
yarım yamalak bir dudağa
veya kör bir duvara ait
ikisi de bir nasılsa
acı; akmasa da damlar
tek kişilik bir hücredeki
adam asmaca
çıldırmamak işten değil
yere düşen yankıları dinlerken
zaman geriye akar...

aşk sadece profesyonel bir orospu
nankörlük akar kasıklarından
bedelini ödemezsen  ölecek hastalığı
tersini seçemediğin için
ölmeyecek bak gördün mü
ince ve keskin bir sızı
çatlağımın eşanlamlısı
hatırlamak için günde bir doz
kağıt kesiği acısına müptelayım
dizlerimin ağrısı yağmurdan değil
ağlayacağım besbelli
aslında içten gülmek isterim
istemekten vazgeçmediğim zamanlar

nasıl kaybettik ki bunları?
şimdi kaseti başa sarsam
başka bir şarkı çalar mı?
.
.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Seslerime Tünel Kazdım

ben sağı solu olmayan bir körüm şimdi
isimler verdiğim değneklerim yok iki yanımda
ucuz bir sokak taşı arasına sıkışmış hepsi
sen de çirkinsin şimdi
suratının içindeki karartıya ay bile vurmuyor
bir miktar nefret buldum besliyorum bugünlerde
seversem kalbim acıyor
kaçtıkça kaçıyorum
yine her kafadan bir sen çıkıyor
yüzünü göğsüne devirdiğin halinle değil
parlayan gülümsemenle anımsıyorum seni
şikayetlerimi biriktiriyorum sana
gözümü alan ışığından haber yok
sağımda oturan anılarımı birileri eziyor
dolu diyemeyeceğim kadar meçhul orası
dikenli bir sakız gibi adın
söylersem ağzım acıyor
koştukça koşuyorum
yine her kafadan bir sen çıkıyor
gözüme yapışıp kaldığın anların hüzünlü ertesi
akşamın son vapurunu kaçırmaya benziyor
renkli yapboz zeminde aksini görebiliyorum
tavanı gösteren aynanın içinde gizleniyor saatler
sola dönen yolun ortasında bir gölge olsa
ya da sola konuşlanmış masada
zehirleniyor oksijenim
bakarsam nefesim acıyor
döndükçe dönüyorum
kendi etrafım dışındaki bu sonsuz çemberde
her kafadan bir sen çıkıyor
sonra ben çıkıyorum işin içinden
sen sağ, ben felaket.
.
.

Umurlu Cinayet Rehberi

şehrin kanalizasyonunda bir ceset bulunudu
ıslak caddenin yankısında siren sesi
bir apartman girişinde sevişenler vardı
müzisyenin elinde koparılmış gitar teli

köprünün ışıklarından biri arızalı
beni yak

şehrin kanalizasyonunda bir ceset bulunudu
küfretti çıkmaz sokaktaki yaşlı şarapçı
fahişenin topuklarında kaldırım tozu
et konvoyu istilasında bir bar kapısı

otoparkın karanlığında biri kayboldu
beni bul

şehrin kanalizasyonunda bir ceset bulunudu
kadın üzgün
sözleri dilinden süpürülmüş bir toz bulutuydu
adam ölgün

şehrin kanalizasyonunda bir ceset bulundu
beni öl
beni uyu.
.
.

17 Ekim 2010 Pazar

Susulan Cümlelerin İntikamı

gözümün içinde bir nokta
nefesimde zil sesi
içim dalıyor
hani çoksundur bazı
bazı yok

birisi marşa basıyor
düşündükçe
eziliyor kaburgam
aklım beş karış havada
kalsa iyi

kapının ardındaki fısıltı
çığlıkla dövüşüyor
bu gece
tüm çöplükler dolu

bu suret benim değil
bu kafa hiç değil
belki uzaktaki bir çocuktur
geceyarısı ağlayan

oksijensiz bir balonun
biçimsizliğindeyim
uğulduyor sokak
        adım,
                    adım.
adın,
sürtünüyor beynime

söylemek geçip gidiyor
içimden
içinden yürüyorum
içimden konuşup

ve
o şey,
sen denilen;
gözümün içinde bir nokta
daldıkça büyüyen
pek konuşkan olmayışım bundan
.
.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Enkaz Kaldırma Timi

sürüyerek yürüttüm ayaklarımı üstüne doğru
delik deşik gövdende
adım izlerim
midene oturmuştum oysa ki ve kustuğun bendim
kançanağından halis mulis dikizin
üzerimde.
yerdeydim,
yerin ta dibinde.
sırtıma bastığında ıslaktım ağlamaktan
tabanların hep kaygan ve kaypaktı gel-gitlerden
ay tutuldu, dedi biri
tutulduk, evet.
doğruydu.
yanağımı dayadım belki camdandır diye
kalbine
bir otobüs penceresiyle oynaşan çocuk gibiydim
direkleri saydım zaman geçmezken
etine gömüldüm
iyi bir cerrah olsaydım kesebilirdim damarlarından birini
bulamadım
harici bir ünitede özenle bekletilen uzvun bendim
için mezar
dışın hayattı
dışarıda bekledim çünkü sigaram yakılmalıydı
üfledim
dumanımın dudağındaki yarıkları bulması için.
arka kapıdan kaçırılmayı bekleyen bir mahkumdun
kıvranıyordun
anahtar kırıldı dedi, biri
kırıldık, evet
doğruydu.
doğruldum.
boynumda asılı duran yarım gülüşünü iade ettim
sürüyerek yürüttüm ayaklarımı ileri doğru
delik deşik gövdemde
gölge izlerin.
.

3 Ekim 2010 Pazar

301

kapıyı çal ve gir içeri
içimden geç
kireci gölgesiz duvardan.
tüm bu adiliğin kamuflajıyken varlığın
bir rol seç
karanlığa alışmadan gözlerim
çeneni boynuma göm
öyle kal
kendini yorgan sanan çarşafın hatrına
biraz daha sev.
.

26 Eylül 2010 Pazar

Bu Vakitler Hırçın

susacak oluşum ve tüm bağırmalarım
sırtıma batıp gömüldü.
sobelendik, dedi. suratımda avuçlarım.
bu aşk kaç yüzlüydü?
.
.
.

Ölüsevici

yiyip bitiriyoruz aylak bir oburlukla
önümüze düşen yaşam kırıntılarını
üzerine bir de tatlı isteyince
bir bardak soğuk suya talim ediyoruz.
.
.
.

Patenti Alınamayan Teori

göğüs boşluğumdan
çıkmaz sanırdım can'ım

bir ki üç -bak

ayaklarım gittikçe
arkamdan uzandı kollarım

bir ki üç -tut

tükürdüğüm piçin yüzünü
binlerce kez gizli öptüm

bir ki üç -sev

böyle şey görülmedi, olacak
tüm zamanları o an yaktım
uygun adım ileri.

bir ki -hiç-
.
.
.

24 Eylül 2010 Cuma

Ucu Bucağı Yok Bu Teranenin

içkinin muhabbet mezesi olduğu bir gecede
                           - sağımda otur isterim birazcık
dirseğine dokunsun dirseğimin ucu
çarpışsın dizlerimiz ara sıra

masadaki çakmağa uzanan
parmak ucun sıyırsın elimi azıcık
                                  - pardon derken
özrüne kayıtsız kalmak isterim
boğazım kahkaha kusarken

ve ayaklarımızın kilometreler ezen tozları
birbirine karışsın isterim,
yer altımızda yok gibiyken
                                     
rüzgar estiğinde saçım dolansın boynuna
                                - benim yerime

kulağıma fısıldayarak biraz saçmala isterim
gülmem ya da ağlamam farketmez

bir de gözünü isterim
                                - sadece tek bir gözünü, evet
birini kırpsan bile alışkanlıkla
öteki sadece beni görsün isterim

                                 - hepsi bu
gözün gönlüme değdi mi
gerisini bilirsin işte
bir masa dolusu zevzeklik.

                                  - şerefe.

.
.
.